özel bilgiler

Yıl 1931..

Mareşal Fevzi Çakmak’ın kızı Muazzez’in düğününe katıldı. Evlilik hediyesi olarak 10.000 lira verdi. O dönemde 10 bin lira ne ifade ediyordu derseniz, sıfır kilometre otomobil bin liraydı ! Düğünlerde daima hatıra mahiyetinde makul hediyeler veren Mustafa Kemal’in bu defa neden böylesine yüksek bir para verdiğine kimse akıl sır erdiremedi.. Sadece Fevzi çakmak bunu anlamını kavramıştı. Muazzez ciğerlerinden hastaydı, yurtdışında uzun süreli tedavi görmesi gerekiyordu, Fevzi Çakmak’ın bu masrafın altından kalkabilmesi mümkün değildi, damadından maddi yardım istemesi de mümkün değildi. Bu hayati önem taşıyan açmazın farkında olan Mustafa Kemal, düğün takısıymış gibi, gayet zarif bir yöntemle tedavi parasını vermişti. Doğrudan Mareşal’e vermeye kalksa, kabul etmeyeceğini biliyordu. Fevzi Çalmak bu hatırasını yıllar sonra gözyaşlarıyla anlatacaktı. Çünkü Muazzez, maalesef kurtarılamadı. Yılmaz Özdil

1992 yılında Şehit düşen, Dağ2 filminin ithaf edildiği 3 kişiden biri olan Teğmen HARUN KILINÇ’ın duygulandıran hikayesi: 1992 yılı kışıydı, Kayseri’den Güneydoğu bölgesine gitmişlerdi. Harun Teğmen, 1. Tabur ile Kösreli bölgesine yerleşti. Diğer iki tabur da Cudi’nin kuzeyine konuşlanmıştı. Kış ayları bitiyor, görüntü ve operasyonlar artıyordu. Alan hakimiyeti ile kritik tepeler sürekli tutularak, operasyonlar yapılıyordu. 1. Tabur bu kapsamda Cudi’ye ve Tuşimiya Deresine daha yakın olan Dijivar ve Tengesif tepelerini rotasyon halinde tutmaya başlamıştı. Sabaha karşı değişim olacak diye hazırlanan askerler gözetlemeyi bir anlığına ihmal edince, yoğun sisten faydalanan teröristler saldırıya geçti. Rotasyona gelen birlik tepe yerine boyun ile oraya bağlanan, ortasında bir ağaç olan boyun noktasının diğer tarafındaki tepeye konuşlandı. Harun Teğmen insiyatifi alıp, ideal bir subay gibi olaya müdahale etmek üzere teröristlerin olduğu tepeye doğru ilerledi. Teröristler ile çatışmaya girdikten sonra yaralandı ve ağacı mevzi yaparak çatışmayı devam ettirdi. Çatışma devam ederken tereddütsüz ve bilinçli olarak kendisini görevi için hiçe saydı. En iyi dostu, helikopter pisti başında oraya takviye atılmak üzere bekledi fakat hava şartlarından ve yoğun sisten dolayı kalkamadı. Harun Teğmen aldırmayarak şehit olana dek çatıştı. Kendisi timini korumak adına sisli Dijivar Tepesine doğru yalnız gitmiş ve dönmemiştir. Kösreli’de ki taburdan ve yakındaki timden giden destek ile şehidimizin naaşı alındı. Daha sonra Kahramanmaraş/Elbistan’a defnedildi. Onun sayesinde kendi kadar genç olan ama daha tecrübesiz askerler kurtuldu. Genç bir subay olarak liderin en önde olucağını kanıtladı. Geri dönmemek üzere giden tüm kahramanlarımızın ruhu şad olsun. “Kahramanlık, ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık, saldırıp bir daha dönmemektir.”

1973 yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’in verdiği röportaj :

Sayın Alparslan TÜRKEŞ, 3 Mayıs’ın bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: 3 Mayıs olayları 1944 yılında meydana gelmiştir. O dönemde memleketimiz tek parti diktatörlüğü altındaydı. O zamanki Cumhurbaşkanı merhum İsmet İnönü de “Milli Şef’ ünvanını taşımaktaydı. Bayramlarda büyük şehirlerimizde asılan dövizlerin üzerinde ‘Tek millet, tek parti, tek şef’ yazıları vardı. O günün şartlarında memleketimizde hürriyet ve demokrasi yoktu. Milli Eğitim Bakanlığı’nı meşhur Hasan Ali Yücel işgal etmekte; yüksek okullar ve üniversitelere Marksist öğretim üyeleri yerleştirilmiş bulunmaktaydı. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tutuklanmış olan marksistlere geniş destek ve yardım sağlamaktaydı. Bu sıralarda yayınlanmakta olan ‘Orkun’ ve ‘Orhun’ isimli dergi zamanın başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na bir açık mektup yayın­ladı. Bu mektupta çeşitli okullarda, üniversite ve kuruluşlarda yerleşmiş olan marksistler isim isim sayılarak, zamanın başbakanından bunlara neden müsamaha gösterildiği sorul­muştu. Bu şahısların sürekli olarak bulunduk­ları yerlerde marksizm propagandası yaptıkları ve zararlı oldukları belirtilmişti. Böyle bir hareket kamuoyunda çok tesir yaptı. Özellikle yüksek öğrenim gençliği arasında büyük heyecan meydana getirdi. Dergiler elden ele kapışıldı. Bunun neticesi olarak o günün iktidarı, bakan­ları ve yakın mensupları büyük memnuniyet­sizlik duydular. Mektupların yazarı olan Nihal Atsız Bey hakkında tanınmış marksistlerden olan ve o sırada Devlet Konservatuarında öğretmen bulunan Sabahattin Ali’nin hakaret davası açmasını temin ettiler. İktidarın resmi yayın organı olan o zamanki Ulus gazetesinin avukatlarını da Sabahattin Ali’nin savunulması ve desteklenmesi için onun emrine verdiler. İşte bu olaylar memleketteki Milliyetçiler arasında büyük yankılar yaptı. Mahkemeler sırasında da gençler Ankara caddelerinde heyecanlı gösteriler yaptılar, komünist eserleri meydanlarda yaktılar. Bunun üzerine iktidar işi tertip yapmaya götürdü ve başta rahmetli Nihal Atsız Bey olmak üzere onun kardeşi Necdet Sancar Bey ve arkadaşlarının evleri arandı. Orhun Dergisi’nin yönetim yeri arandı ve bu kimseler tutuklandı. Suçlama da “Irkçılık” ve “Turancılık” oldu. Birçok işkenceler ve baskılar yapıldı. İstanbul 1 no’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 23 sanık hakkında dava açıldı. Fakat mahkeme tarafsız değildi, baskılar altındaydı. Ortada hiçbir suç olmadığı halde, Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarında “Turancılık” diye bir suç olmadığı halde, böyle bir suç icad ederek, sanıkların bir kısmı ağır cezalara çarptırıldılar. Fakat o zaman ki Askeri Yargıtay büyük bir adalet misali vererek ve aynı zamanda milli şuurluluk göstererek, mahkemenin kararını bozdu, dava dosyasını da 1 no’lu mahkemeden 2 no’lu mahkemeye sevk etti. 2 no’lu sıkıyöne­tim mahkemesinde görülen dava neticesinde bütün sanıklar beraat ettiler. Fakat bu olay Türk Milliyetçilerini bir hayli mağdur etti.. Memlekette milliyetçiliği korkulan bir fikir gibi gösterdi. Bundan da marksistler çok faydalandılar, gelişmeler hızlandı.

Sn. Alparslan Türkeş, 3 Mayıs nasıl “Türkçüler Günü” haline geldi.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bahsettiğimiz davadan sonra dava sanıklarından avukat Said Bilgiç Bey 3 Mayıs’ın “Türkçüler Günü” olmasını teklif etti. Onun bu teklifi diğer arkadaşlar tarafından da benimsendi. O zamandan beri her 3 Mayıs günü Türkçüler ve Milliyetçiler kırlara giderek, bugünü bir bayram olarak kabul etmişler, o gün Türk Milliyetçiliğini anlatmaya, çeşitli konferanslar vermeye ve dergilerde bu konuları yazmaya başladılar.

“Türkçülük” ve “Türkçüler” kelimelerini biraz açar mısınız?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: “Türkçüler” derken ‘Türkçülük” ve “Milliyetçilik” aynı anlamdadır değişik bir anlamı yoktur. Yani Türk milletini sevmek, Türk milletinin iyiliğini istemek, hakkını savunmak duygusunun adı ‘Türk Milliyetçiliği”dir. Türkçülüğün başlangıçta bundan biraz daha farklı bir anlamı olmuştur. Türkçülük ifadesi daha ziyade “Türkçenin eski Arapça ve Farsça kelime terkiplerden kurtarılarak halkın konuştuğu Türkçe haline getirilmesi” hareketinin adı olmuştur. Bir nevi “Türkçecilik” tir. Bunun içinde tabii Türklerin esaretten kurtulması, bir bayrak. bir devlet halinde yaşamaları fikride vardır. Daha sonra Türkçülük, milliyetçiliğe yakın bir anlama gelmiştir.

Sayın TÜRKEŞ, birkaç yıldır 3 Mayıslardaki tebrik kartlarınızın üzerinde “Türkçülük” kavramının yerine “Milliyetçilik” ibaresinin yer aldığını görüyoruz. Bu bir muhteva değişikliği mi?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Bundan önceki sorunuza verdiğim cevaba binaen böylesine bir değişikliğe gittik. Yani “3 Mayıs Türkçüler Günü” değil de “3 Mayıs Milliyetçiler Günü” dedik.

İlk Türkçülük hareketlerinin nasıl başladığı hususunda genel ve kısa bir bilgi verir misiniz?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: İlk Türkçülük hareketleri bilhassa, yayın alanında büyük bir fikir adamı Kırımlı Gaspıralı İsmail Bey tarafından başlatılmıştır. İsmail Bey bundan 120 yıl önce Kırım’ın Bahçesaray şehrinde “TERCÜMAN” isimli bir dergi yayınlamıştır.. Derginin başlık altına ise “Dilde, fikirde, iş de birlik” sözünü yazmıştır. Bununla gerek Rusya gerekse Rusya dışında birlik kurulması gerektiğini ileri sürmüştür ki, bu, o zamanki Türk aydınları arasında çok büyük bir alaka görmüştür.

Sn. TÜRKEŞ, Gaspıralı İsmail Bey’in yayın sahasındaki bu faaliyetlerine paralel daha ne gibi yayınlar yapılmıştır o günlerde?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: Ona paralel olarak o günlerde Bakü’de “Fürüzat” diye bir dergi yayınlanmıştır. Daha. sonraları İstanbul’da “Türk Yurdu” yayınlandı. Diğer Türk illerinde de buna benzer faaliyetler yapılmıştır.

Sn. TÜRKEŞ, 3 Mayıs 1944 olayları o günkü iktidarın tutumundan mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin umumi politikasından mı ortaya çıkmıştır?

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ: 3 Mayıs olayları neticesindeki mahkemelerde Milliyetçilerin “Irkçılık” “Turancılık” suçlarından yargılandıklarını daha önce söylemiştik. Oysa devletin umumi politikası İnönü’den önce “Turancı” ve bir anlamda “Irkçı” bir politikaydı. Bu olaylardan sonra İsmet İnönü ve etrafındakiler ve o eski tutumu değiştirdiler. Bu olaylardan önce devlet okulları ve askeri okullara öğrenci alınırken yapılan ilanlarda aranan şartlardan ilki “Türk ırkından olmak” idi. Bu yadırganmıyordu. Herkes bu görüşlere mensup olmakla övünüyordu.

Sn. TÜRKEŞ, MHP  ve Ülkücü Kuruluşlar Davası ile 3 Mayıs 1944 olaylarının benzer birçok noktaları var. Bu konunun bir değerlendirmesini yapar mısınız?

Başbuğ Alpaslan TÜRKEŞ: Hakikaten MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası ile 3 Mayıs olayları arasında büyük bir benzerlik var. Aradan bunca zaman (40 yıl) geçmesine rağmen tekrar açılan davada biz “Turancı” olmakla suçlandık. Aslında Turancı olmak suç değildir. T.C. kanunlarında da böyle bir suç yoktur. Kaldı ki her milliyetçi kendi milletine mensup insanların yabancıların boyunduruğundan kurtulmasını istemesi tabii bir haktır. Yunanlıların Kıbrıs üzerinde yürüttükleri politika da budur ve adı “Enosis” tir. Enosis bir anlamda Yunan Turancılığı demektir. Zaten, Papandreu’nun partisinin adı da Panhelenik Sosyalist Partidir. Panhelenik demek; Yunan Birliği, Yunan Turancılığı demektir. Hiç bir insan kendi milletinin haklarını savunmaktan dolayı suçlanamaz. Bu şerefli bir haktır. Fakat gelin görün ki. Türkiye’de zaman zaman o derecede gafil insanlar kalkıyorlar, kötülemek istedikleri Türk Milliyetçilerini “Bunlar Turancı” vs. diye suçlamaya lekelemeye çalışı­yorlar.

 

 

 

Konfüçyüs’den Alıntı Olan Bu GÜZEL SÖZLER hayatınızı değiştirecek!

“Planınız 1 yıllıksa pirinç ekin. Planınız 10 yıllıksa ağaçlar dikin. Planınız 100 yıllıksa çocukları eğitin.”
– Konfüçyüs

“Durmadığınız sürece ne kadar yavaş gittiğinizin bir önemi yoktur.”
– Konfüçyüs

“Senden daha iyi olmayan bir kişiyle asla dostluk kurma.”
– Konfüçyüs

“Öfken arttıkça önce sonuçlarını düşün.”
– Konfüçyüs

“Hedefinize ulaşmanın kesinlikle mümkün olmadığını anlarsanız, hedefinizi değiştirmeye kalkmayın. Hedefinize giden yolları değiştirmeyi deneyin.”
– Konfüçyüs

“Birinden nefret edersen, o kişi tarafından yenilmiş sayılırsın.”
– Konfüçyüs

“Büyük bir insanın aradığı şey kendi içindedir; küçük bir adamın istediği şey ise diğerlerindedir.”
– Konfüçyüs

“Nereye giderseniz gidin, tüm kalbinizle gidin.”
– Konfüçyüs

“Öğütlerinizi yalnızca cehaletlerini keşfettikten sonra bilgi arayanlara verin.”
– Konfüçyüs

“Küçük avantajlara önem vermek, büyük işlerin başarılmasını engeller.”
– Konfüçyüs

“Sana arkandan tükürüyorlarsa, sen onlardan öndesin demektir.”
– Konfüçyüs